ÖYKÜLERİN DİLİNDEN EĞİTİM 10

ÖYKÜLERİN DİLİNDEN EĞİTİM 10
Öğretmenliğimin ilk yıllarıydı. Okulda zaman zaman düzensiz aralıklarla, sınıflarda ani aramalar yapılırdı.
Bir gün derste öğrencimin sırasının gözünde, uzak doğu karate filmlerinden tanıdığım, adına mınçıka denilen bir sopa gördüm. Mınçıkanın ne olduğunu bilmeyenler için kısa bir tarif iyi olur. Mınçıka, yaklaşık 20 cm uzunluğunda bir zincirin iki ucuna kaynak yapılmış yine 15, 20 cm uzunluğunda iki demir borudan oluşan tehlikeli bir sopa. Dolayısıyla okula getirilmesi yasak. O sopayı sessizce alıp öğretmen masasına bıraktım. Hiç bir şey olmamış gibi derse devam ettim. Biraz sonra aniden sınıf kapısı açıldı ve bir idarecimiz, bir kaç öğretmen arkadaşla birlikte sınıf araması için geldiler. Tam o esnada öğretmen masasının üzerinde dik vaziyette duran çantamı o sopanın üzerine yatırıp gizledim. Dersin sonunda da çantama koyup sınıftan çıkıp gittim.
Ne o gün ne de başka bir zaman, o konuyu hiç açmadım. Günler sonra öğrencim yanıma geldi ve mahcup bir eda ile önce özür dileyip sonra teşekkür etti. Bir daha o öğrenci, okulda olaylara karışan, problem çıkaran bir öğrenci asla olmadı. Ve yıllarca onunla bağımız hiç kopmadı.


Yine bir öğretmen kendi öğrencilik yıllarından, hiç unutamadığı bir anısını, hayatına yön veren bir dokunuşu anlatıyor.
“Elli, altmış sene önce kol saati çok önemliydi. Çocukluk işte belki de bana öyle geliyordu. Bir gün arkadaşlarımızdan birisine babası çok güzel bir kol saati almış, o da okula gelirken takmış koluna. Hepimiz çok beğendik. Ben de nasıl kıskanmış ve imrenmiştim. İçim geçti adeta. Benim asla böyle bir saatim olmayacaktı. Bu saat benim olmalıydı.
Karar verdim. Beden Eğitimi dersinde soyunurken nereye koyduğuna dikkat ettim ve yavaş davranarak soyunma odasından en son ben çıktım. Çıkmadan önce de cebinden alıp kendi cebime koydum. Dersten sonra kimimiz giyinmiş kimimiz kravatımızı takarken veya kemerimizi bağlarken arkadaş saatin çalındığını anladı; şaşırdı, ceplerini birkaç kere aradı. Çok üzüldüğü belliydi, düştü mü acaba? diye yeri ve çevresini kolaçan etti. Çalındığını anlayınca gidip öğretmenimize anlattı. Sınıfa girip herkes yerine oturunca öğretmenimiz:
‒ Arkadaşınızın saati kaybolmuş, bulan varsa sahibine versin.
Pişman olmuştum, ama utancımdan hiçbir şey diyemiyordum. Herkes beni hırsız olarak bilecek ve ömrümün sonuna kadar bu damga silinmeyecekti. Bir süre bekleyen öğretmenimiz hepimizin tahtaya çıkmasını ve tek sıra olarak yan yana dizilmemizi istedi. Arkası dönüktü. Bize bakmamaya özen gösteriyordu. O halinde talimat verdi:
‒ Herkes gözlerini kapatsın ve sakın ben açın deyinceye kadar kimse açmasın.
Saati çalınan arkadaştan da sıraya girmesini ve gözlerini kapatmasını istedi. Az sonra ceplerimize bakacağını söyledi. Bu benim hayatımın en utanç verici anlarıydı. Yer yarılsa gönüllü atlardım herhalde. Şimdi yakalayacak ve rezil olacaktım. Belki disipline verecekti, belki de okuldan atılacaktım…
Öğretmenimiz ceplerimizi teker teker arayarak saati bende buldu. Aldı hiçbir şey demeden yanımdaki arkadaşıma “Sıra sende, senin ceplerine bakacağım.” dedi. Öncekilere de öyle diyordu, sonrakilere de öyle dedi…
Öğretmenimizin “Tamam gözlerinizi açabilirsiniz” demesi ile açtık ve yerlerimize oturduk. Soru sormamızı istemedi. Öğretmen her zamanki gibi derse devam etti. Bana hiç bakmamıştı bile. Ne o gün ne de sonraki günlerde benim aldığımı belirten hiçbir hareketini, imasını, bakışını görmedim. Buna hem seviniyor hem de merak ediyordum, anlam veremiyordum…
Yıllar geçti, ben de öğretmen oldum. Ve bir gün o öğretmenimi gördüğümde, hemen yanına gidip eline sarılıp öptüm, kendimi tanıttım. Yıllar önce yaşadığımız o günü hatırlatarak sordum:
‒ Hocam o gün saati çalan bendim. Benim cebimde bulmuştunuz. Tek bir kelime etmediniz. Ders anlatırken kızgın, üzgün ya da değişik bir gözle hiç bakmadınız, bana hiçbir şey hissettirmediniz. Beni incitmek mi istemediniz; neden öyle yaptınız?
Hayatımda unutamayacağım, ders içinde ders veren şu cevabı ömrüm boyunca kulaklarımda yankılanacak:
‒ Siz gözlerinizi kapattığınızda ben de kapatmıştım gözlerimi. Saati de teneffüste sahibine verdim ve kimin aldığını bilmediğimi anlattım…
“Kim arkadaşının ayıbını örterse, Allah da kıyâmet günü onun ayıbını örter. Kim de Müslüman kardeşinin ayıbını açığa vurursa, Allah da onun ayıbını açığa vurur. Hatta evinin içinde bile olsa, onu ayıbıyla rezil eder.” (İbn-i Mâce, Hudûd, 5)
“Kim bir kardeşini günahı sebebiyle ayıplarsa, o aynı günahı işlemeden ölmez.” (Tirmizî, Kıyâmet, 53/2505)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir