Yusuf İPEKLİ
ipekli65@gmail.com

Haberleşmenin telefon zinciri ile sağlandığı o yıllarda okullar arasında tatlı bir rekabet vardı, öğretmenler arasında da…

Sınıf içi ve sınıflar arasında münazara, santranç, futbol, kompozisyon, resim, şiir yarışmaları açılır, belirlenen seçici kurul eserleri veya müsabakaları kılı kırk yararak değerlendirir, sonuçlandırırdı.

Bu etkinliklerden biri de okullar arasında yapılan bilgi yarışmaları idi.

Bilgi yarışmaları bilgiyi ölçmekle kalmaz, yarışma ve izleyicilere centilmenlik kazandırır, zamanla yarışı öğretir, rekabeti huzur içinde gerçekleştirir, bileni ön plana çıkarır, işbirliğine dayalı karat almayı teşvik eder, kültürel ve güncel konuları da içerdiği için yarışmacıları sosyalleştirirdi.

Bu yarışmalardan biri de 1988 yılında düzenlenmişti.

Yarışma aşağıdan yukarı doğru piramit biçiminde eleme usulü ile yapılıyordu.

Önce, daha eğitim bölgeleri kurtulmamışken ilçeye bağlı okullar beşerli gruplara ayrılır, bu beş okul kendi içinde yarışır, birinci olan okul ikinci tura çıkardı.

İkinci turda tur birincisi üç okul yarışır birinciler bir üst tura çıkardı.

Soruları ilçede bir komisyon hazırlar, yarışmalar eş zamanlı yapılır, yarışmaya katılan her okuldan bir öğretmen seçici kurul üyesi olur, kurul başkanı ilçe tarafından atanan bir okul müdürü olurdu.

O zaman ki okul müdürleri genellikle köylerde müdür yetkili öğretmen olarak çalışmış, müdür yardımcılığı yapmış, C grubu okuldan A grubu okula doğru yükselmiş, öğretmen okulu mezunu, genellikle eğitimi dert edinmiş liderlerdi.

Atanma biçimleri iktidardaki partiye dayanırdı ama daha çok Milli Eğitim Bakanına göre belirlenirdi. Örneğin, Metin Emiroğlu döneminde Malatyalılar, Nevzat Ayaz döneminde Çankırılılar bürokrat ve okul müdürü olmuşlardı.

Altındağ ilçesine bağlı Halii Naci Mıhcıoğlu İlkokulu öğretmeniydim (1). Beşinci sınıf okutan üç öğretmendik. O yıl yapılacak bilgi yarışmasında okulu bizim öğrencilerimizin temsil edeceğinin bilincindeydik.

Genç yaşta rahmetli olan okul müdürümüz Hüseyin Gönül (2) bizleri inanılmaz motive etti.

Bu yarışmayı kazanmalıydık.

Üç asıl, üç yedek yarışmacıyı seçmek için her sınıftan onar öğrenci belirlememiz istendi. Oldukça ciddi bir yazılı sınav yaptık. İlk otuz öğrenci belli oldu.

Müdür yardımcısı başkanlığında kurulan komisyon bir sınav daha yaptı ve aday sayısı on beşe indi.

Sıra okulu temsil edecek öğrencilerin belirlenmesine gelmişti. Müdürün başkanlığında kurulan komisyon tabiri caizse lgs türü bir sınav daha yaptı.

Kudret, Çoşkun, Gülümser (asıl), Hüseyin, Yunus, Ahmet (yedek) yarışmacı oldular (3).

Kudret kekemeydi. Matematik ve fende çok iyiydi. İşlemler ve problemleri çözmek için kalem kullanmaz, başını sallayarak sonuca ulaşırdı. Coşkun sosyal ve genel kültürde süpermen iken Gülümser Türkçede otoriteydi.

Yarışmacılarla iyi bir planlama yaptık. Bulduğumuz kaynakları, soruları masaya getirdik. Tüm okul yarışmaya odaklandık.

Ücretsiz kursu mu dersiniz, fahri özel ders mi dersiniz, ankesörlü telefonlardan jetonla yapılan aramalar mı dersiniz…

İlk turda bizimle birlikte Satıkadın, Solfasol, Sıdıka Kınacı, Doğantepe İlkokulları yarıştı.

Açık ara birinci olduk.

Bilenmiştik. Sorumluluğumuz artmıştı. Genç öğretmenlerdik ama hedefimiz büyüktü.

İkinci turu tınlamazken üçüncü turda bizim gibi benzer koşulları taşıyan Şehit Albay İbrahim Karaoğlanoğlu İlkokulunu (4) ikinci yedek soruda zar zor eleyebilmiştik.

İş çok çiddileşmiş Altındağ finalinde Aydınlıkevler İlkokulu ile karşılacağımız belli olmuştu.

Biz bilinmeyen bir varoş okulu iken onlar Ankara’nın tanınan, bilinen bir okulu idi. Bizim öğrencilerimiz içine kapanık iken, onların öğrencilerinin öz güveni yüksekti. Bizim velilerimiz yoksul, işsiz, köy kökenli iken onların velileri orta sınıf kent burjuvazisiydi. Bizim öğretmenlerimiz genç ve tecrübesizken onların öğretmenleri deneyimliydi.

Final geldi çattı. Yarışma, rakibimiz de olan Aydınlıkevler İlkokulunun salonunda yapılacaktı. Seçici kurul başkanı her iki kulağında da işitme cihazı bulunan Nazife Hatun İlkokulu Müdürüydü. Ben de seçici kurul üyesiydim.

Heyecan doruktaydı. Rakibimizin bizi küçümsediğini biliyorduk. Avantaj onlardaydı.

Yarışma başladı. Kıran kırana…

Yirmi asıl soruyu her iki okulda doğru cevapladı.

Bu çok rastlanılan bir durum değildi.

Artık yedek soruyu bilemeyen elenecek eleme olana kadar yedek soru sorulmaya devam edilecekti.

İlk yedek soruda, 10.000 liranın arkasında kimin resminin olduğunu sordular.

İkinci soruda Birleşmiş Milletler Teşkilatının Genel Sekreterini…

Üçüncü soru bir problemdi.

Daha soru sorulur sorulmaz Kudret başını sağa sola sallayarak adam akıllı bir zafer işareti yaptı.

Cevaplar açıklandı.

Sonucu, Aydınlıkevler İlkokulu 2 tam 1/2 bulmuş iken, bizimkiler 2,5 bulmuştu.

Cevap ondalık ya da bayağı kesir olarak değil, sonucu nedir, biçiminde istenmişti.

Seçici kurul başkanı üyelere danışmadan sonucu açıkladı. Aydınlıkevler İlkokulu doğru, Halil Naci Mıhcıoğlu İlkokulu yanlış. Dolayısıyla yarışma bitti. Aydınlıkevler İlkokulu ilçe birincisi oldu.

Sadece biz değil seçici kurulda görev yapan Aydınlıkevler İlkokulu temsilcisi de şaşkındı.

Önce tutanağı imzalamadık. Sonra biz ayrı bir tutanak tuttuk.

Atı alan Üsküdar’ı geçmiş, olan olmuş, sonuç açıklanmış, biz ne yazik ki, finalde haksız bir şekilde elenmiştik.

Çaresiz okula geldik. Müdür duvarları yumrukluyor, biz dişimizi sıkıyorduk. Öğrenciler ağlıyor, veliler isyan ediyordu.

Soluğu, Altındağ İlçe Milli Eğitim Gençlik ve Spor Müdürlüğünde (5) aldık.

İyi bir yönetici olduğunu düşündüğümüz İlçe Milli Eğitim Gençlik ve Spor Müdürü, bizim müdüre dönüp, ” Yav Üseyin, şimdi ilçeler arası yarışma yapılacak. Burada söz konusu Altındağ. Aydınlıkevler İlkokulunun temsil gücü var. Sizin bebeler Allah mağaza bizi rezil bile edebilirler. Sizin okuldaki öğretmenlere birer teşekkür belgesi yazalım.” diyerek bizi yolcu etti.

Elimizden bir şey gelmedi. Çocuklarımızın gözlerindeki fer söndü. Karşı karşıya kaldığımız muameleyi kimseye izah edemedik.

Sorun sistem sorunuydu. Bakanlığın bakış açısı belliydi. Bürokrasi başarıya değil görüntüye odaklanmıştı. Ayrıca Aydınlıkevler İlkokulu gibi okulların okul koruma dernekleri güçlüydü. Çok sonradan anladık ki, bu dernekler zaman zaman ilçe milli eğitim gençlik ve spor müdürünü, zaman zaman da müdürlüğü finanse ediyordu.

Bu yüzdendir ki, bizim gibi garibanların okuluna itibar olmaz, bizim bölgede oturan veliler çocuklarını o kelli felli okullara yazdırmak için, torpiller bulur, kayıt zarfının içine bol sıfırlı bağış paraları koyarlardı.

Niye yapılan haksızlığı şikayet etmedim, niye konuyu basına taşımadım diye hala kendine kızıyorum, biliyor musunuz?

O yıl okulumuzun tüm öğretmenlerine birer teşekkür belgesi verdiler.

Yarışmacı öğrencilerimize ise 19 Mayıs Atatürk”ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı töreninde birer kalem hediye ettiler.

Ancak, Kudret kalemi almadı. Neden almadığını kekeme olduğu için anlatamadı ama…

Biz Kudret kadar olamadık. Teşekkürleri iade edemedik, yırtamadık.

Demek ki, dedik sonra; “İyi okul var, kötü okul var. Temsil gücü yüksek okul var, temsil gücü alçak okul var. Yüz güldüren okul var, yüz gerdiren okul var. Öğrencisi, velisi, öğretmeni seçkin olan okul var, öğrencisi, velisi, öğretmeni cahil olan okul var…

Demek ki, dedik “Okul var, okul var…

(1) Halil Naci Mıhcıoğlu İlkokulu: Solfasol Karakum’da yer alan okul, Nisan 1986’da, 12 Eylül diktatörü Kenan Evren tarafından açılan okulun kadrolu ilk öğretmeni benim. Kenan Evren’in açtığı okulda açılış günü bayrağı göndere çekecek kimse bulunamamış, bu işe talip olduğum için adım deliye çıkmıştı.
(2) Hüseyin Gönül: Okul müdürü, 1991 yılında, Yenimahalle Abdi İpekçi İlkokulu Müdürü iken,44 yaşında, kalp krizinden vefat etti.
(3) Bu isimler o yıllarda tuttuğumuz tutanakta aynen yet almaktadır, tutanak arşivmizdedir.
(4) Okul adını 1974 Kıbrıs Barış Harekatında şehit olan kişiden almıştır.
(5) O yıllarda milli eğitim bakanlığı ile gençlik ve spor bakanlığı birleştirilmişti. İki farklı ve oldukça önemli olan bu iki bakanlığı tek bakan yönetirdi. Günümüzde de bakanlık birleştirmeleri ve ayrıştırmaları devam etmektedir. Bunun nedeni olarak tasarruf, karar alma kolaylığı vb gibi gösterilse de asıl gayenin kadrolaşma olduğunu bilmeyen yoktur.