Öğretmenlik mesleği ne zamandır tartışmaya açıldı bilemiyorum. Meslek hayatım yirmi beş yıla yaklaştı en azından bir yirmi beş yılı var bu tartışmanın. Daha öncesini araştırmadım bilmiyorum.

Yalnız şunu biliyorum. İnsanlar en değerli varlıklarını bizlere emanet ediyorlar dolayısı ile gözlerinin bizim üzerimizde olması kadar doğal bir şey olamaz.

Herkesin, her bir velinin emanet ediş şekli elbette farklı olabilir. Çok büyük bir kısmı, çocuklarının geleceklerini kurtarmak, ayakları üzerinde durabilmelerini sağlayacakları donanıma ulaşsınlar diye bize emanet ediyorlar.

Çok anlamlı, çok önemli bir gerekçe bu. Gelecek kaygısı, endişesi, korkusu, heyecanı.

Başka bir grup biraz daha azınlık için çok da önemli değil. Okula gitsin, okulda olduğu süre içerisinde güvenliği korunsun, çok önemli değil okumuş, yazmış, geleceğe emin adımlarla yürümüş.

Okula gönderme gerekçelerini çoğaltabiliriz ama mesele orası değil. Şurası muhakkak; birinci gruptakiler de, ikinci gruptakiler de, hatta hiç ilgilenmeyenler için dahi çocukları değerli, önemli. Hatta daha ötesini söyleyeyim. Onlar için değerli olmasa bile bizim için çok, çok değerli.

 Korona virüsle birlikte yine bir tartışma konusu. “Öğretmenler çalışmadıkları halde maaş alıyorlar.” Esnek çalışma ile birlikte sadece eğitim camiası değil diğer bütün kamu kurumlarında adeta nöbet usulü diyebileceğimiz bir uygulama söz konusu. Kamu işleri aksamayacak kadar personelle işleri yürütmek. Bununla birlikte evden de işleri takip etmek.

Başka kurumlardaki elektronik imza kısmını çok bilmiyorum ancak genel anlamda elektronik imza ile imzaların atıldığını tahmin ediyorum. Dolayısı ile tapu da çalışan personel de işlerini genel de evde yapıyor. Nüfusta çalışan da ya da başka birimlerde çalışanlar da.

Öğretmenler bu noktada ne yapıyor? Evde ödev hazırlıyor, her gün öğrencilerini ödevlendiriyor. Canlı yayın için saatlerce hazırlık yapıyor. Velileri ve öğrencileri arıyor. Yapacağımız herhangi bir şey var mı? diye soruyor.

Vefa grubunda görev alıyor. Yaşlılara maaşlarını evlerinde teslim ediyor. İhtiyacı olanların ihtiyacını karşılamak üzere elinden gelen insani yardımlarını yapıyor.

Belki espri mahiyetinde youtubda paylaşımlar yapılıyor. Ne olur bir an önce okullar açılsın. Çocuklar şöyle yaramazlık yapıyor, böyle yoruyor, zorluyor. Fakat bu durum içerisinde bir gerçeği barındırıyor. Okul ve öğretmen olmadan bu işler pek de sağlıklı yürümüyor.

Hayatına bir disiplin katmak için de okul önemli. Disiplinli çalışmak için de okul önemli. Sosyalleşmek için de okul önemli. Stres atmak için de okul önemli.

Okulu, okul yapan da elbette başta öğrenci ve öğretmenler. Son zamanlarda artık başka bir dünyada yaşayacağız. Kuryelerin yerini dronlar alacak. On yıl sonra mevcut mesleklerin birçoğu miadını tamamlayacak tartışmalarını yaparken farklı bir şey oldu.

Bu tartışmalar içerisinde eğitim de vardı. Artık okullar eski önemini kaybedecek. Öğrenciler uzaktan eğitimle eğitimlerini alacaklar. Öğretmenlere büyük oranda ihtiyaç kalmayacak.

Tam da bu noktada korona hayatımıza girdi. Birçok farklı sonuçlarıyla birlikte öğretmenlere artık ihtiyaç yok tartışmasını en az bir elli yıl ileriye erteledi. Öğretmensiz ve okulsuz gelecek inşa etmenin pek de kolay olamayacağını ayan beyan yaşayarak görmüş olduk.

Amacım burada öğretmen güzellemesi yapmak değil. Bir hakkı teslim etmek.

Biz öğretmen camiası olarak demiyoruz ki, şu meslek grubu niye işine gitmiyor da maaş alıyor. Elbette ülkemiz ve dünya ciddi bir sınavdan geçiyor. Devletimiz de buradan en az hasarla nasıl çıkarız diye bir kısım tedbirler aldı, alıyor. Geçici bir süre.

Ve hiç kimse bu durumdan, evde durmaktan memnun değil ama zorunluyuz.

Başlık biraz sert farkındayım ama yeter be kardeşim. Öğretmeni tartışmaya açmanız hiç kimseye bir fayda sağlamaz. Öğretmenlik tamamen vicdan işidir. Sınıf kapısını kapattıktan sonra vicdan devreye girer ve öğretmenlerimiz de bu vicdanlarının sesini dinleyerek derslerini verimli hale getirirler.

Öğretmeni tartışmaya açmak sadece moral bozar. Öğretmenin en önemli enerji kaynağı moral ve motivasyondur.

Geleceğimizi, en değerlilerimizi emanet ettiğimiz öğretmenlere ülke olarak ihtiyacımız var. Tarihten örnek vermeye gerek yok. Korona en önemli dersi verdi bu konuda.

Biz, siz, diğeri, öbürü, işçisi, köylüsü, öğretmeni, doktoru, mühendisi, çiftçisi yani ülkeyi ve milleti oluşturan herkes birbirine destek olarak atlatacağız bu günleri. Hep beraber el ele, omuz omuza vererek ülkemizi hak ettiği yere taşıyacağız. İnanın başkaları bize destek olmayı bırakın, her fırsatta çelme takacak, düşmemiz için elinden geleni yapacak. Biz birlik olunca aşamayacağımız engel, ulaşamayacağımız hedef kalmayacak.

Bir, beraber, emin adımlarla ve disiplinli çalışarak daha ileriye ulaşacağız inşallah. Bakın öğretmen şefkati, ilk başta yaşadığım duygu yoğunluğu ile attığım başlıktan eser kalmadı.

Biz sorumluluğumuzu biliyoruz. Her bir çocuğu kendi evladımız olarak görüyor ve onların en iyi şekilde yetişmesi için, dün bir çalışıyorsak emin olun okullar açıldıktan sonra kat be kat fazlasını ortaya koyacağız. Hadi başlıktaki gibi demeyelim. “Bırakın Öğretmenin Yakasını!” değil. Bırakın öğretmenle uğraşmayı, herkes işini yapsın. En değerli varlıklarımız çocuklarımızı geleceğe hazırlayacak öğretmenlerimiz, sizden sadece moral ve motivasyon istiyor.  Kalın sağlıcakla…