OKU DİYE EMREDEN OKUDUN MU DİYE SORMAZ MI? 2
Geçen hafta başladığımız konumuzun son satırlarını kısaca hatırlayıp devam edelim.
İlk emri oku olan bir din ve onun yegane temelini, esaslarını oluşturan son ilahi vahyine, okumanın bütün anlamlarını içine alan bir isim verilen kitap (Kur’an)…
Şimdi düşünelim. Bu vahye muhataplığı kabul edip, imanını ilan eden müslümanların, OKUMAYA, YAZMAYA, ÖĞRENMEYE ne kadar önem verdiklerini, tüm bunlara ne kadar düşkün olduklarını…(!)


Heyhat! Maalesef öyle değil. Çünkü bize, Kur’an-ı anlaşılsın, yaşansın, dirilere yol gösteren rehber olsun diye okumayı öğretmediler. Ölülerimizin kabirlerini aydınlatmazdan önce, dirilerimize hayat olacak esasları getiren, zulmün karanlığında yolunu kaybeden insanlığa, yol gösteren ışık ve rehber olduğunu öğretmediler.
İstiklâl ve aynı zamanda Kur’an şairimiz Mehmet Akif Ersoy’un dediği gibi:
“Çünkü biz bilmiyoruz dini. Evet, bilseydik,
Çare yok, gösteremezdik bu kadar sersemlik.
‘Böyle gördük dedemizden!’ diye izmihlali
Boylayan bir sürü milletlerin olsun hali
İbret olmaz bize, her gün okuruz ezber de!
Yoksa bir maksat aranmaz mı bu ayetlerde?
Lafzı muhkem yalnız, anlaşılan, Kuran’ın:
Çünkü kaydında değil hiçbirimiz mananın.
Ya açar Nazm-ı Celil’in, bakarız yaprağına; Yahut üfler geçeriz bir ölünün toprağına. İnmemiştir hele Kur’an, bunu hakkıyla bilin, Ne mezarlıkta okunmak, ne de fal bakmak için.[1]” Eğer öğretselerdi bize, bu dinin ilk emrinin neden oku diye başladığını, bilginin eşsiz değerini ve onu elde etmenin yollarını… İşte o zaman kalem tutan ellerimiz, okumaya, yazmaya sevdalı nesillerimiz hem çağını hem de çağlar ötesini aydınlatacaktı, Kur’an’ın ışığında. Zira orada, daha hemen ilk ayetlerinde: “ Oku ! Rabbin insana bilmediğini ve kalemle yazmayı öğretendir” ayetini görecek, “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?, aklınızı kullanmıyor musunuz?, düşünmez misiniz?, ibret almaz mısınız?, düşünüp hakikati anlamaz mısınız?, hâlâ mı, ….?” sorularıyla irkilecek, “kaleme ve yazdıklarına” yemin eden Rabbimizin çağrısına kulak verip, bilginin ışığında, tekniği, sanatı, medeniyeti, adaletin gücünü tesis etmek için; yazan el, okuyan dil, düşünen akıl, gören göz, haykıran ses olmaya devam edecektik, kıyamete kadar. Bir ütopyadan, boş bir hayalden bahsediyor değiliz elbette. İnsanlık tarihi, bu gerçeğin en güzel örnekleriyle doludur, demeye bilmem hacet var mı? Düşünen ve aklını kullananlar için… Camilerden uzak kaldığımız şu koronalı günlerde ulaşmaya çalıştığımız sanal mukabelelerin yanında, “mukaleme ve murakabe*” ile Ramazan günlerimiz,
Kur’an mektebinde,
Oruç mektebinde,
Ramazan mektebinde bereketlensin efendim.


*Kur’an-ı Kerim
[1] Safahat II. Kitap, Süleymaniye Kürsüsünde, s.199,
**Mukaleme: Karşılıklı konuşma, Kur’an ile karşılıklı konuşmayı; Murakabe: Denetleme, denetim, Kur’anın denetimine tâbi olmayı kasdettik.