Son yüzyılın ayıbı açlığın, insanlığın en önemli sorunu yoksulluğun, ulusları sefil ve perişan eden sömürünün, binlerce masumun ölümü demek olan cahiliye devrini andıran kardeşin kardeşi kırmasına vesile olan örneğin Ortadoğu’da devam ettirilen kör savaşların, daha fazla silah satmak için oynanan uluslararası emperyalist baskıların ve oyunların, İMF, Dünya Bankası, Birleş(me)miş Milletler gibi kan emici finans oluşumları ve yapılar sayesinde çil çil dolar, sterlin, riyal, avrolarla fink atan büyük patronların uygulamaları yüzünden artan hırsızlık, fuhuş, kapkaç, rüşvet, adam (k)ayırma gibi yüz kızartıcı suçların sorumlusu olan ABD ve diğer işbirlikçileri ne yazık ki küresel ısınma denilen felaketin, korona da denilen virüsün de baş sorumlusudur.

Şimdi öncelikle doğa; güneşi, yeşili, suyu, toprağı, kumu, ağacı, kuşu, börtüsü böceği ile insanlığın hizmetine sunulmuş ilahi bir güzelliktir.

Bu süper güzellik hayatını idame ettirirken azot, oksijen, hidrojen, karbondioksit gibi element ve diğer bileşikler arasında itme, çekme, yavaşlatma, durdurma, sürtünme gibi hareketlenmeler oluşmaktadır. Dev mıknatıslar nedeniyle elementler arasında ortaya çıkan bu sevda yağmur, kar, doluyu oluşturmaktadır. Yağışların azlığı, aşırılığı ya da zamansızlığı ise sel, deprem, çığ, yangın, hortum, kasırgaya yol açmakta, bir başka ifade ile bakteri, virüs, mikroba dönüşmektedir.

Kısaca doğa arızalanmakta, doğal denge insanlığın aleyhine her geçen gün daha acımasızca bozulmaktadır.

Otuz kırk yıl önce köyde, şehirde, kırda, bayırda, bağda, bahçede sık sık gördüğümüz yılandan, fareden, tilkiden, kurttan eser kalmamıştır.

Yılda bir kuzu veren merinoslar, kıvırcıklar, karamanlar hormonlarla iki kere kuzulamaya, seneyi devriyesi gelmeden dört yavru vermeye başlamıştır.

Kuş gribi sonucu doğanın süsü de olan keklik, güvercin, serçe hatta tavuk tarih olmuş, böylece kanamalı kırım kongosu denilen illet bir hastalık bile ortaya çıkarılmıştır.

Önce mikrobu oluştur, sonra aşısını sat, olmadı ilacından kazan babam kazan…

Kartalın, şahinin, atmacanın soyunun yok olmaya başlaması yarasa soyunu azdırmış, bu azış insanların başına büyük belalar açmıştır. Yılanın azalmasıyla birlikte fare çoğalmış artan fareler arpa, buğday gibi hububatın kökünü kazıma noktasına gelmiştir.

Doğa kendini yok etmeye çalışan insana acımamış üstelik onu cezalandırma yolunu tercih etmiştir.  

Mevsimler resmen kaymaya başlamış, gece gündüze, sabah akşama dönüşmüş, 200 / 300 gram dolu yağar olmuştur.  

Daha dün koyun, kuzu, inek, dana güderken su fışkıran, çanak çömlek yaparak evcilik oynadığımız dere bıçıktan fışkıran sudan eser kalmamıştır.

Toprak kurumuştur. Toprak kavrulmaktadır. Toprak alev topuna dönmek üzeredir.

Su rezervi azalmıştır. Denizlerden, göllerden, barajlardan tehlike sinyalleri gelmektedir. Dereler iğrenç iğrenç kokmaya başlamıştır.

Gece ile gündüz arasındaki sıcaklık farkı acayip derece açılmıştır. Bir memlekete her dakika sular seller gibi yağmur yağarken bir memleket yanıp tutuşmaktadır.

Orman yangınları doğanın temeline konulan atom bombalarıdır aslında. Plansız programsız, örneğin sırf AVM aşkı yüzünden kesilen ağaçlar damarlara verilen altın vuruştur biliyor musunuz?   

Anladım, “İyi de, bu gidişin ABD ve diğer işbirlikçileri ile ne ilgisi var ?” diyorsunuz.

Yıllardan beri ABD ve diğer işbirlikçileri deniz altında, deniz üstünde, okyanus diplerinde, yedi düvel ötedeki efsane masal ülkelerinin deryalarında, inin cinin bile girmeye korktuğu uçsuz bucaksız mağara köşelerinde, dev çınarların, ışıl ışıl çamların, güzellik abidesi şimşirlerin,  buram buram nazar kovan kara ağaçların, kayınların, ot, çöp, gelincik, papatyaların anayurdu ormanlarda; göğün, yıldızın, ay dedenin burnunun dibinde nükleer silah denemeleri yapar durur.

Binlerce ton kimyasal reaksiyonu şefkatli gördüğü doğanın kollarına kollarına bırakır.

Daha dün gogıl ört sayesinde en mahremimizi izlemeyi marifet sayanlar, soruyorum size örneğin Japonya’ya attığınız atomların yaydığı radyasyon nereye gitti? Ya Çernobil! Bugün Filistin’de, Arakan’da, Doğu Türkistan’da yaptıklarınız…

Sırf petrolü kullanma, kısa yoldan biraz daha zenginleşme, dünyaya hakim olma, hakim olunan bu dünyayı uzaydan yönetme, sonra da bir kuru inadın arkasına takılma sonucu hırs üstüne hırsa kapılma macerası yüzünden ortaya yayılan kimyasal silahlar, radyasyonlar ne ola ki?

Hem de dalga geçer gibi (!) 2 – 3 cümlelik tivitir mesajı ile…

ABD ve diğer işbirlikçileri bu kadarcık küçük işlerle uğraşmak şana yakışır mı?

Saldırı top yekun olmalı.

Bu yüzden gelişmekte olan ülkelerin küçük ve orta ölçekli işletmelerini ortadan kaldırmak lazım. Maliyeti düşük sanayi mamulleri üretmek gerek. Kısırlık gibi insan soyunu yok etmeyi hedef alsa da, çabuk yetişen, gösterişi mükemmel, ısırır ısırmaz damakta hoş bir lezzet bırakan tarım ve sanaui ürünleri yetiştirmek / üretmek icap eder. Akşamdan sabaha kütür kütür büyüyen salatalıklar hormonlu olsa da ne fark eder ki?

İşte tüm bu uygulamalar, anlamsız bu hırslar, dünyanın yegane hakimi olma heyecanı yüzünden ABD ve diğer işbirlikçilerinin dünyaya attığı radyasyonlu nükleer bombaları, hormonlu uygulamaları sonucu ekonomide, eğitimde, güvenlikte, sağlıkta, sosyal hayatta, siyasal yaşamda, aile içi ilişkilerde, sanatta, edebiyatta, bilimde “KÜRESEL ISINMA” meydana çıkmıştır. Tekelleşme alıp başını gitmiş, troller oluşmuş, bu troller bütün insanlığı parmağının ucunda oynatır olmuştur.

İşte bu yüzden açlığın, yokluğun, yoksulluğun, savaşların, emperyalizmin, sömürünün, uluslararası baskı ve oyunların, pek çok faili meçhul cinayetin tek sorumlusu olan ABD ve diğer işbirlikçileri küresel ısınmanın da sorumlusudur. Üstelik bu ısınmanın, yozlaşmanın doğal sonucu olan virüsün de….

Düşünüyorum, gözüm sulanıyor. Sonra isyan ediyorum. Bedenim ruhuma hükmedemiyor. Dişlerimi sıkıyorum sonra, yumruklarını da…

Ben de size katılıyorum, “Haksızın hak belasını versin!” de, “Bir elin nesi var iki elin sesi var!” demek için çok geç kalmadık mı?