Sana güveniyorum. Güvenimi boşa çıkarmadın. Güvenilir insandır. Güvencesi benim. Güvenimi kazandın. Özgüveni yüksek bir kişiliktir. Güvenoyu aldı. Güven mektubunu sundu. Güvenimi sarsmadı.

Türk Dil Kurumu Sözlüğünde “Güven; korku, çekinme ve kuşku duymadan inanma ve bağlanma duygusu, itimat.” olarak tanımlanmaktadır.

İyi de bütün bunlardan bana ne diyorsanız sizinle ne ben anlaşabilirim ne de bir başkası anlaşabilir.

Çünkü “güven” hayatımızın temel değerlerinden biri hatta en mühimidir.

O zaman güven meselesini aile, iş hayatı, okul ve toplumsal yaşam acısından ele almak doğru olacaktır.

Ailede güven

Birgün bir ortamda bir soru atıldı ortaya. “Evlilikte esas olan nedir? Aileyi hangi unsur ayakta, bir arada tutar?

Birisi aşk dedi hemen. Öteki sevgi. Bir diğeri hoşgörüye vurgu yaptı. Paylaşım, mahremiyet peş peşe sıralandı. Amaç birliğine atıfta bulunan da oldu, saygı diyen de.

Bütün bunlar doğruydu şüphesiz. Ama aileyi bir arada tutan, kenetleyen, devamlılığını sağlayan başka bir şey vardı, GÜVEN!

Düşünsenize, güvenin olmadığı bir evlilikte neler yaşanır? Güvensiz bir ortamda ağız tadıyla kahvaltı yapmak, uyumak mümkün olur mu? Güvenin duyulmadığı bir ailede yetişen çocuk istikbal vadedebilir mi?

Aslına bakarsanız işlenen kadın cinayetlerinin bir çocuğunun nedeni güvensizliktir. Boşanmaların bir nedeni ekonomik sorunlar ise bir diğer nedeni güvenin yok olmasıdır.

Karısına güvenmeyen bir erkek, kocasına güvenmeyen bir kadın, kızına güvenmeyen ana babalar. Parayı güvenmeyenler, namusu güvenmeyenler, zamanı güvenmeyenler…

Paranoyaklığın, mide ağrılarının, migrenlerin neden kaynaklandığını sanıyorsunuz?

İş ortamında güven

İş yaşamında ister yöneten olun ister yönetilen, ister karar alan olun ister uygulayan, ister düzenleyen olun ister denetleyen güven yoksa mutlu olunabilir mi? Mutlu olunmazsa sağlıklı bir hayattan söz edilebilir mi? Sağlıklı bir hayat yoksa işin adam akıllı yürüdüğü iddia edilebilir mi?

O zaman iş hayatında yöneten yönetilene, yönetilen de yönetene güven(ver)mek zorundadır.

Ona güvenilmez, güven vermiyor, güvenimi boşa çıkardın!” sözlerinin havada uçuştuğu bir ortamda nasıl üretim olur. Nasıl mutlu olunur?

Okulda güven

Okulda öğrenci ve veli öğretmene güvenmek zorundadır. Eğitiminde öğretiminde birinci aşaması güvendir. Çünkü öğretmen tam öğrenmeyi sağlayabilmek için öğrencisinin ekonomik durumunu, sosyal yapısını, aile içi ilişkileri bilmek ve ona göre stratejiler geliştirmek zorundadır. Veliden öğrendiği bir bilgiyi sır olarak değerlendirmezse ağzıyla kuş tutsa da başarılı olamaz.

Çalışanlar arasında güven yoksa kıskançlıklar yaşanır. Çalışma barışı bozulur. Ruhsal çöküntüler ortaya çıkar. Mobbing artar. Soruşturmacıların biri gelir biri gider. Moral, motivasyon yok olur.

O zamanda doğal olarak eğitimde hep patinaj yapar dururuz.

Duymuşsunuzdur, “Kendi sonunu kendi hazırladı. Fazlaca güvendi. Sırtından hançerlendi.” sözlerini.

Ne acı değil mi?

Bu arada okul müdürü olduğum dönemde öğrencilerime iyi ki sık sık, “Sizi çok seviyorum, size çok güveniyorum.” demişim.

Toplumsal açıdan güven

Güven ya da güvensizlik çocukluk yaşlarda gelişmeye başlar. Ailede güvendiğimiz kardeşlere daha çok sarılır, sırlarımızı onlarla paylaşır, aile büyüklerine daha çok güveniriz.

Okulda güvendiğimiz kişilerle arkadaşlık yapar, sonradan pişman olsak da sınıf başkanlığı seçimlerinde onları destekleriz.

Güvendiğimiz muhtar adayına oy atar, güvendiğimiz partiyi destekleriz. Derneklerde, sendikalarda güvendiğimiz kişinin başkan olmasına gayret ederiz.

Özel sektör paraya acımadan güvendiği şahısları yönetici yapar. Kimi zaman en güvenilir kişi patronun sonunu hazırlasa da sistem, düzen böyle işler.

Liderler güvendiği kişileri yardımcısı, bakan veya bürokrat yaparlar desek de pratikte böyle yürümez.

Genellikle hayal kırıklığı ile sonuçlanır bu süreçler.

Göreve başlayan genel müdür, vali, milli eğitim müdürü veya ceo ilk olarak ne yapar? Özel kalemini değiştirir, sekreterini değiştirir, şoförünü değiştirir.

Niye, öncekiler başka yerden mi geldi? İşin içine sır girer, güven girer, deşifre olma korkusu girer.

Oysa devlet vatandaşa vatandaş devlete güvenmeli değil mi?

Öyleyse hafızalarımızı yoklayalım. Kaçımız açıklanan enflasyon rakamlarına güveniyor, işsizlik oranlarını kaçımız sahici buluyoruz?

Söyler misiniz, evinizin anahtarını kaç kişiye emanet edebilirsiniz?

Ayrıca doktoruna güvenen bir hastanın iyileşme sürecinin hızlandığını biliyorsunuz değil mi?

Peki, kimler neden güvenmezler, güven vermezler?

1. Öncelikle güvensiz ortamlarda yetişenler genellikle acaba duygusu taşıdıkları için başkalarının da aynı hissi taşıdığını düşünür ve kimseye güvenmezler.

2. Kendilerine güvenmeyenler başkalarına da güvenmezler. Burada, R. Bernedici‘nin “İnsanın yapabileceği en büyük fenalık, kendisine olan güvenini kaybetmesidir.” sözünü hatırlatmak yerinde olacaktır.

3. Para, kadın / erkek zaafı olanlar şüpheci olduklarından nefeslerine bile güvenmezler.

4. Daha çok mal, daha iyi araba, daha yüksek konum hırsı olanlar güvensiz olurlar. Bunların iş ortamlarında genellikle bir iki ajanları mutlaka mevcuttur.

5. Haksız kazanç, liyakatsız mevki sahibi olanlar ya kaybedersem korkusu yaşadıkları için eşine bile güvenmezler. Banker Bilo veya doksanların ünlü İSKİ skandalı canlandı mı gözünüzde…

6. Kaprisli olanlar güvenmezler. Her şeyi ben yapmalıyım, ben denetlemeliyim, benim dediğim doğrudur düşüncesi sonuçta kendi başlarını da yer. Burada bir de işin içine kibir girer ki…

7. İşi şahsileştirenler güvenmezler.

8. Kendisinde bir eksiklik hissedenler güvenmezler.

9. Kendilerini yenilemeyeler de asla kimseye güvenmezler.

Geniş, zengin bir kütüphaneye sahip fransız vardır. Bazı kitapların ilk ve tek nüshası bu kütüphanede yer almaktadır. Bir gün biri bu fransızı bu kütüphanede ziyaret eder. Aradığını bulmuştur. O kitabı ödünç ister. Kütüphane sahibi kesin bir dille olmaz der, çünkü ben bu kütüphaneyi ödünç alıp vermediğim kitaplarla kurdum.

Hani şu mafya babaları var ya, anlı şanlı babalar. Düşünsenize çoğunun sonu ne olmuştur?

Sonuç

Pascal‘a göre, “Güvensizliğin üç mahzuru vardır: Can sıkıntısı, sabırsızlık, vakit öldürme.”

Canınız sıkılmasın istiyorsanız, zamanı zevkli hale getirip keşke demek istemiyorsanız şu güven meselesine bir dönmelisiniz.

Bunun içinde önce kendinize sonra başkalarına güvenmelisiniz.

Yoksa güvendiğiniz dağlara yağan kara hazırlıksız yakalanırsınız ki, Allah muhafaza önce üşür, sonra donar kalırsınız.