Bugün günlüğüme bir Temel fıkrası ile başlamak istiyorum.


Temel misafirliğe gitmiş.
Gece vakti tam evine dönecekken sağanak yağmur başlamış..
Ev sahipleri,

  • Bu yağmurda sokağa çıkılmaz, geceyi burada geçir.. diye ısrar etmişler..
    Temel de, “Tamam, peki!” demiş..
    Biraz sonra bakmışlar ki Temel ortada yok!
    İçeriyi dışarıyı arıyorlar, yok!
    Az sonra kapı çalınmış, gidip açmışlar..
    Bakmışlar ki gelen Temel, sırılsıklam..
  • Nereye gittin? demişler.
  • İki dakika eve gidip pijamamı aldım geldim.. demiş.

İşte bizim “Bu virüste sokağa çıkılmaz” hikâyesi de böyle bir hikâye!
Herkes “Sokağa çıkmamak için sokaktaydı😊”

Önce 65 yaş üstü sonra 20 yaş altı. Hafta sonu ise tamamına yakınına sokağa çıkma yasağı geldi. Durum ciddi.

Hayatını kaybeden sayısı her geçen gün artıyor. Her ne kadar oran düşüyor ama bir insan ile yüz insan arasında fark yok. Ateş düştüğü yeri yakıyor. Vefaat eden kardeşlerimize, büyüklerimize, küçüklerimize Allah’tan rahmet diliyorum. Mekanları cennet olsun inşallah. Hasta olan insanlara da acil şifalar diliyorum.

Dün gece, hafta sonu sokağa çıkma yasağı gelince bir anda marketlerin ve bakkalların önünde sıraları izledik haberlerde. Bir aydır sıkıntı yaşayan bakkal ve küçük marketler adına sevindim ama o saatte market kuyruğuna girenlere; kardeşim kola, cipsten daha çok virüs alıp korana verdiğinin farkında mısın demeden de edemedim.

İşin bir başka garip tarafı benzinliklerdeki sıra kuyrukları. İnsan ister istemez sormadan edemiyor: Kardeşim hafta sonu o benzini kullanamayacaksın hangi saik seni buna zorluyor. Güler misin ağlar mısın.

Genelge ile su ihtiyacının giderileceği,  fırınların açık olacağı belirtiliyor. Antalya’dan bir muz üreticisi bir gün serasını havalandırmasa muzların telef olacağını ifade ediyor. Buna yönelikte genelge ile kolaylık sağlandığı görülüyor.

Bu görüntülerden sonra yapılan haber ve yorumlar dikkatimi çekti. Bir kere her olayda olduğu gibi hemen iki gruba ayrıldık. Hükümeti destekleyenler ve karşı olanlar.  Sonra tekel bayilerinin önündeki sıra görüntüleri yayınlayarak iki gruba ayrıldık. Birbirini cehaletle suçlayanlar ayrı bir grup. Helal olsun böyle ciddi bir konuda bile ayrışmayı başarabildik!

Bir taraftan da bu görüntüleri iyi tahlil etmek lazım. Organize işler değilse ki öyle bir şey söz konusu değil. Fert fert tahlili daha çok psikologlar yapmalı. Toplumsal bir hareket olarak da sosyologlar işe dahil olmalı. Hangi ruh hali bu insanları daha çok zarar görebileceğimiz bir davranışa sevk etti.

Sonra buradan Doğu-Batı karşılaştırmaları yapılıyor. Doğulu toplumlar şöyle Batılılar böyle. Bana kalırsa bu virüs ne Doğuluyu  ayırıyor ne Batılıyı herkese eşit yaklaşıyor. Önleminizi alırsanız ve önemserseniz daha az zararla atlatıyorsunuz değilse İtalya ve İngiltere gibi oluyorsunuz.

Bana bu iki gün nedense Mel Gibson’un yönetmenliğini ve baş rolünü oynadığı Cesur Yürek filmini çağrıştırdı. Ne alaka diyebilirsiniz. Doğrudur ne alaka. Ama böyle bir çağrışım yaptı onu da sizinle paylaşıyorum. Filmde, William Wallace (Mel Ginson) yaşanan büyük acılar sonrası yeniden memleketi olan İskoçya’ya döner. Onun asıl amacı çiftçilik yaparak sakin bir hayat sürmektir. Çocukluk aşkıyla karşılaştığında bunun onu dipsiz bir uçuruma iteceğinin farkında değildir. William, çocukluk aşkını İngilizlerden  kurtarır; ancak bu Murron’un ölümüne ve bir dönemin değişimine sebebiyet verecektir.

1995 yılında gösterime giren Mel Gibson’un ünlü İskoç halk kahramanı William Wallace’ı hem canlandırdığı hem de yönettiği filmi kısa sürede bir fenomene dönüşmüştü.

En sonunda Mel Gibson’un; “özgürlüüüük” diye haykırışı halen kulaklarımızda. İki günde olsa özgürlüğün ne kadar önemli olduğunu yaşayarak görüyoruz.

Bu korona, alışkanlıklarımızı alt üst etti. Gece geç yat sabah geç kalktan tutta, esnek çalışma ile mesai saati diye bir kavram kalmadı. Günün her saati mesai ya da her saati mesai dışı zamanlar gibi hareket ediyoruz.

İnsanımız ne kadar da mahirmiş. Sosyal medyadan farklı farklı ev yapımı ekmekler görüyoruz. Çok da güzel görünüyorlar.

Kitap listeleri yayınlanıyor. Kitap tanıtımları yapılıyor. Film listeleri yayınlanıyor. Film tanıtımları yapılıyor. Burada da şunu söyleyebilirim. Bir arkadaşımıza güvenerek film tavsiyesine uyarak filmi ailece izlemeye başlıyoruz. Sonra o küfürler, o diyaloglar izlediğimize izleyeceğimize pişman ediyor bizi. O yüzden biraz daha hassas olmakta fayda var diye düşünüyorum.

Kocaman iki gün bize kaldı. Bahçeye de gidemiyoruz. Markete de gidemiyoruz. Sokağa da çıkamıyoruz. Ne mutlu bize kafamızı sokabileceğimiz bir evimiz var. Sohbet edebileceğimiz bir ailemiz var. Birbirimizin kıymetimizi bilelim. Sağlık ile… Allah’a emanet olunuz…