Eleştiri güzeldir, mübarektir, kutsidir. Lakin tahrif, tahkir, tahrip, tezyif,  tahrik olmamalı eleştiride. Bir de toplumda karşılığı olan tüm hassasiyetleri dikkate almak gerekiyor.

Bunun yanı sıra eleştirinin muhatabının eleştirilecek, yerden yere vurulacak o kadar yönü varken, sosyal medya mahareti ile hedef/nişangâh haline gelmesine içerliyorum.

Müzdelife’de toplanan taşlarla Mina’da bilenip Cemerat’ta şeytan taşlama  duygu sağanağında sürükleniyoruz. Hepsinden önemlisi de adeta birilerinin algı operasyonuna kurban gidiyoruz gibi bir zehaba kapılıyorum. Yani ‘şunu düşünün’, ‘şunu tartışın’, ‘şunu sevin’, ‘şundan nefret edin’ gibi bir vitrin kampanyasına alet ediliyoruz gibi bir fikre meylediyorum.

Sosyal medya bazen bizi yoğun milliyetçilik duyguları ile damarlarımıza kan pompalayan, bazen duygusal bir görüntü ile duygularımızı -sömüren demiyorum- sağan, bazen hayvan hakları adı altında  merhamet duygularımıza yön vererek bizi dilediği moda/havaya sokan  bir moda tasarımcısı rolünü oynuyor.

Biz de buna alet oluyoruz olurken de aynı fikri en azından aynı fikrin renk tonu farkıyla alt yorumlarını savunan bizleri de muharrik/tahrik  edici bir cepheleşme üslubuna mahkûm ediyor.


Sorun a şahsiyeti, b kişisi meselesi değil bence. Klasik tabirle birileri düğmeye basıyor ve basılan bu düğmenin toplumda ne tür karşılık bulacağını çok iyi hesaplıyor.

Artı ve eksilerini çok iyi hesap edip pazara yeni bir ürün sunuyor. Nefret edenleri ile savunanlarını karşı karşıya getirip iyi bir pazarlama tekniği ile sunuyor. Olan biz ‘tüketici’ ye oluyor.


Vesselam